SAVAŞ HER YERDE!

Article

Hani bazen bir şeyler görürsün, bazı olaylara tanıklık edersin, o kadar dokunur ki sana, kalbin o kadar kararır ki kıyametin yahut ibretlik musibetlerin gelmesi için Allah'a yalvarırsın o musibet seni etkiliyor olsa dahi. Bu tür görüntü ve olaylara ben -sıfır noktası- diyorum. Özellikle bu son bir kaç yıl içinde çevremizde yaşanan savaşlardan görüp, dinlediğimiz o kadar -sıfır noktası- oldu ki artık ciddi ciddi bu dünyanın sıfırlanması yakındır diye düşünüyorum. Savaşlar savaşlar...
            Dünya yaratıldığı andan itibaren savaşlar başlamış ve bugüne kadar da süregelmiştir. Bu savaş kavramı; sadece iki devlet arasında yahut iki millet arasında yapılan fiili ve fiziki eylemler değil; bunların yanında kişinin kişiyle,doğayla hatta kişinin kendisi ile olan savaşı gibi her an her yerde olabilecek bir tür çatışma içgüdüsüdür.  Ve bu içgüdü sadece savaşın olduğu topraklarda değil;  savaşın olmadığı yerlerde de var.   Yani savaş meydanından kaçmakla savaştan kaçamıyor insan. Zira savaş meydanından daha çetin savaşlarla yüzleşmek zorunda kalıyor. Mesela; geçenlerde savaştan kaçan bir Suriyeli ailenin kaçak yollarla Avrupa'ya kaçışı sırasında altı aylık bebekleri dahil hepsinin boğularak ölmesi gibi. Bu dramın oluşmasında başrolde olan aile, Suriye'deki savaş meydanından kaçmaya çalışırken mülteci olmak gibi daha çetin bir savaşla yüzleşmek zorunda kaldılar. Sadece bunlar değil Afganistan'daki savaştan kaçıp da açlık ve sefaletle savaşanlar, geçim sıkıntısı yüzünden  bedenlerini satan zavallı kadınlar, dilenmek zorunda kalanlar...
            Gerçekten de savaştan kaçınılmıyor işte...
İki adım daha atmadan yeni bir savaşın içine giriliyor. Ve bazen gerçekten de kaçtığın yerin tehlikesini özlersin. Ufak botlarla denizin maviliklerinde boğulup kaybolmaktansa; kendi topraklarında ölmek daha değerli değil mi! En azından bir mezarı olur insanın. Ama işte insanı hayata bağlayan bazı şeyler var. Mesela geleceğin bilinmezliği ve bilinmezliğin çekiciliği gibi...
            Mülteci mi olmak yoksa kendi memleketinde savaşta mı olmak? Makedonya sınırında yaşanılanlara baktığımızda, denizde ölenlere, açlıktan hastalıktan ve sahipsizlikten dolayı ölenlere baktığımızda bir de gurbette olan ölümlerin diğer ölümlere kıyasla daha acılı olduğunu da sayarsak gerçekten de aralarında pek de fark yok. Belki tek bir farkı vardır: memleketinde ölürsen umutsuz bir ölüm, mülteciyken öldüğünde ise umutlu bir ölüm seni bulur. Ama varılan nokta aynı olsa da savaştan kaçan -umut kaçağı- olarak ölmek memleketinde sessizce ölmeyi beklemekten daha şereflicedir...
            Aslında savaş da ekmek gibi su gibi doğal bir kavramdır insan yaşamına dair. Ama biz bu gerçekten hep kaçıyoruz. Gözümüzü kapatıp savaşı görmezden geliyoruz. -Kim bilir belki de gözümüzü hep kapattığımız için su gibi hava gibi olmuştur!- Fakat nafile ne yaparsak yapalım savaşla hep yüzleşmek zorunda kalıyoruz. Hatta bir çok defa bu yüzleşme bizi kalbimizden yaralıyor.
            Gölgemizde, komşumuzda, hastanelerin acil servislerinde...  Her tarafımızda savaşı görüyoruz. Trafik ışıklarında araba camlarımızın silinmesi de bir savaştır. Çadır kentlerde sağ-salim kalabilmek de bir savaştır. Dilencilerin kendileri dahi bir savaşın ta kendisidir düşünebilene...

Yazar Hakkında

Toplam

3

Makale

Nuri aslan

Önceki PROPAGANDA - 2 -
Sonraki

Yazılan yorumlar hiçbir şekilde tarafımızın görüş ve düşüncelerini yansıtmamaktadır. Yorumlar, yazan kişiyi bağlayıcı niteliktedir.